bu yazıyı mutlaka okuyun(tamamiyle alıntıdır) tarihe not düşmek için paylaşıyorum


Dünya nüfusunun yüzde 40’ı, 3 milyar kişi sosyal medya kullanıyor ve günün ortalama iki saatini bu platformlarda paylaşım yapma, beğenme, tweet atma, durum güncelleme ile geçiriyor. Buna göre her dakika yarım milyon tweet atılıyor, snapchat fotoğrafı paylaşılıyor. Peki, bilim bu platformların akıl sağlığımız üzerindeki etkileri hakkında ne diyor? Araştırmalara göre “Instagram’a bakmak öz saygıyı azaltıyor, yetersiz hissettiriyor”; “Twitter stresi artırıyor”; yolculuk fotoğrafları ise “kıskançlık” yaratıyor… Araştırmaların ortaya koyduğu pek çok detay var. Peki sosyal medyada sadece zaman kaybetmekle kalmayıp, akıl sağlığımızı da tehlikeye atıyor olabilir miyiz?

Sosyal medya bizim için nispeten yeni olduğu için kesin bilimsel sonuçlara erişebilmiş çalışma sayısı sınırlı. Olan çalışmalar temelde insanların kendileri hakkında görüşlerine dayanıyor ki bunlar sıklıkla aldatıcı olabilir ve çoğunluğu Facebook’a odaklanmış durumda. BBC Future’dan Jessica Brown, şimdiye kadar yapılan araştırmalarda elde edilen ilk ipuçlarını derledi:

İnsanlar sosyal medyayı müşteri hizmetlerinden politikaya her konuda içini boşatmak için kullanıyor. Diğer yandan sosyal medya haber kaynakları da genellikle ekstra stres kaynağı oluyor. 2015’de Washington DC’deki Pew Research Center’ın araştırmacıları, sosyal medyanın yarattığı stresin giderdiğinden fazla olup olmadığını araştırdı.
1800 kişiyle yapılan bir ankette kadınlar erkeklerden daha fazla stresli olduklarını bildirdiler.

Twitter, diğer insanların stresleriyle ilgili farkındalıklarını arttırdığı için “strese önemli bir katkı kaynağı” olarak bulundu.
Fakat Twitter aynı zamanda da bir başa çıkma yöntemi olarak ortaya çıktı. Kadınların Twitter kullanımı arttıkça, stres seviyelerinde düşüş görüldü. Aynı etki araştırmacıların sosyal medya ile daha mesafeli bir ilişkisi olduğunu söyleyen erkeklerde gözlemlenmedi. Özetle, araştırmacılar sosyal medya kullanımının nispeten düşük stres seviyeleri ile bağlantılı olduğu sonucuna vardı.

Araştırmacılar huzursuzluk ve endişe duyguları, konsantrasyon ve uyku bozuklukları ile kendini gösteren, sosyal medya kaynaklı genel kaygı seviyesini incelediler. Computers and Human Behaviour bilimsel dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre yedi ve üzeri sayıda sosyal medya kullanan kişiler, sıfır iki arası kullananlara göre daha yüksek genel kaygı belirtilerine sahip olduklarını bildirdiler.
Buna rağmen sosyal medyanın kaygıya nasıl yol açtığı hala açıklanabilmiş değil. Romanya’daki Babes-Bolyai Üniversitesi araştırmacıları 2016 yılında yaptıkları çalışmada sosyal kaygı seviyesi ve ağ üzerinde sosyalleşme arasındaki ilişki incelediler ve sonuçların karma olduğunu, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söylediler. Bazı çalışmaların sosyal medya kullanımı ve depresyon arasında bağlantı saptamış olmasına rağmen sosyal medyanın nasıl yararımıza kullanılabileceğine dair de araştırmalar var.
700 öğrenciyi aşkın öğrenciyi dahil eden iki çalışma düşük ruh hali, değersiz ve ümitsiz hissetme gibi depresif belirtilerin çevrimiçi etkileşimlerin kalitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu buldu. Araştırmacılar daha fazla olumsuz etkileşime giren öğrencilerde daha üst seviye depresif belirtilerin gözlemlendiğini saptadı.
2016 yılında, bin 700 kişiyle yapılan benzer bir çalışma, sosyal medya platformlarının birçoğunu kullanan kişilerin depresyon ve kaygı bozukluğu riskinin üç kat daha fazla olduğunu buldu. Araştırmacılar bunun sebeplerinin siber zorbalık, diğer insanların yaşantısının çarpık algılanması ve sosyal medyada harcanan zamanın kayıp zaman olduğu hissi olduğunu öne sürdüler.
Ancak, BBC Future’a göre, bilim insanları aynı zamanda sosyal medyanın depresyonu eken teşhis ederek, insanların daha erken tedavi edilebilmelerini sağlamak amaçlıyla kullanılma yöntemlerini de araştırıyor. Microsoft için çalışan araştırmacılar 476 kişiyle bir anket yaptılar ve

Twitter profillerini depresif dil, sözel kullanım, bağlantı kurma ve duygusal açılardan incelediler. Bu çalışma ile, on vakadan yedisinde belirtileri görünmeden evvel depresyonu tespit eden bir sınıflandırıcı geliştirdiler.
Harvard ve Vermont Üniversiteleri’nden araştırmacılar da geçen sene aynı başarı oranına sahip benzer bir sınıflandırıcı yaratmak için 166 kişinin Instagram fotoğraflarını analiz ettiler. İnsanlar eskiden akşamlarını karanlıkta geçirirlerdi fakat şimdi hem gün hem gece suni ışıklandırmayla çevrililer. Araştırmalar bunun vücudun uykuyu düzenleyen melatonin hormonu üretimini engellediğini ve akıllı

telefon ve bilgisayarlardan yayılan mavi ışığın en büyük suçlu olduğunu buldu. Başka deyişle, gece Facebook ve Twitter’ı kontrol ederken başınızı yastığa koyduğunuzda dinlenmediğiniz bir uyuklamaya sürükleniyorsunuz.
Geçen sene, Pittsburgh Üniversitesinden araştırmacılar 18 ile 30 yaşları arasında bin 700 kişiye sosyal medya kullanım ve uyku alışkanlıklarını sordular. Uyku düzensizlikleriyle bir bağlantı buldular ve mavi ışığın bir rolü olduğu sonucuna vardılar. Sosyal medya sitelerinde geçirdikleri zamandan çok bağlanma sıklıkları uyku bozukluğu için belirteç olarak ortaya çıktı ve araştırmacılar bunun takıntılı kontrol davranışını gösterdiğini öne sürdü.
Araştırmacılar bunun uyku öncesi psikolojik uyarılma ve araçlarımızın parlak ışıklarının ‘Circadian’ ritminin oluşmasını geciktirmesi yüzünden olabileceğini söylüyor. Fakat sosyal medyanın mı uyku bozukluğuna sebep olduğunu, yoksa uyku bozukluğu olanların mı sosyal medyada daha fazla vakit geçirdiğini netleştiremediler. Birkaç araştırmacının tweet atmaya direnmenin sigara veya alkole göre daha zor olduğu iddiasına rağmen, sosyal medya bağımlılığı ruh sağlığı bozuklukları teşhis kitapçığına dahil edilmiş değil.
Yine de sosyal medya bilim insanlarının yetişebileceğinden hızlı geliştiği için, değişik gruplar kullanımına bağlı dürtüsel davranışlar üzerinde çalışıyor – örneğin, Hollandalı bilim insanları olası bağımlılığı tespit etmek için kendi ölçeklerini icat ettiler.
Ve eğer sosyal medya bağımlılığı var ise, bu bir tip internet bağımlılığı olabilir ki bu sınıflandırılmış bir bozukluktur. 2011’de


İngiltere’nin Nottingham Trent Üniversitesinden Daria Kruss ve Mark Griffiths konu hakkında önceden yapılmış 43 araştırmayı analiz ettiler ve sosyal medya bağımlılığının profesyonel tedavi gerektirebilecek bir ruh sağlığı bozukluğu olduğu sonucuna vardılar.
Aşırı kullanımın ilişki problemleri, düşük akademik başarı ve toplumsal gruplara daha az katılıma bağlı olduğunu buldular. Ayrıca, sosyal medya bağımlılığına daha yatkın olanların alkole bağımlı, fazla dışa dönük ve gerçek hayattaki zayıf bağlarını örtmek için sosyal medyayı kullananlar olduğunu da eklediler. Kadın dergileri ve onların aşırı zayıf ya da Photoshop’lanmış modelleri kullanmasının genç kadınlarda öz-saygı sorunları yarattığı uzun zamandır biliniyordu. Fakat şimdi, sosyal medya, filtreleri, ışıklandırma efektleri ve akıllıca açılardan çekim özellikleriyle bazı karşı kampanya yapan grup ve kuruluşun endişelendiği konular arasında başı çekmeye başladı.
Engellilere yardım kuruluşu Scope’un bin 500 kişiyle yaptığı ankete göre sosyal medya, kullanıcılarının yarısından fazlasını yetersiz hissettirirken, 18-34 yaş aralığındaki kullanıcıların yarısı da sosyal medya sitelerinin kendilerini tipsiz hissettirdiğini söylüyor.
Penn State University araştırmacılarının 2016’da yaptığı bir araştırma diğer insanların öz çekimlerine bakmanın özsaygıyı azalttığını, çünkü kullanıcıların kendi durumlarını, en mutlu hallerinde poz veren diğer insanlarla kıyasladığını öne sürdü. Ayrıca, Strathclyde Üniversitesi, Ohio Universitesi ve Iowa Üniversitelerinin araştırmaları da kadınların diğer kadınların öz çekimleriyle kendilerini olumsuz bir şekilde karşılaştıklarını buldu.
Fakat özsaygıyı çökertme potansiyeli sadece öz çekimlere has değil. Bin İsveçli Facebook kullanıcısı üzerinde yapılan bir araştırma Facebook’ta daha fazla zaman geçiren kadınların kendilerini daha mutsuz ve güvensiz hissettiğini buldu. Araştırmacılar ‘Facebook kullanıcıları kendi hayatlarını diğerlerinin görünüşte daha başarılı kariyerleri ve daha mutlu ilişkileriyle karşılaştırdıklarında, kendi hayatlarının onlarınkine kıyasla daha az başarılı olduğunu hissedebilir’ sonucuna vardılar.
Fakat küçük bir çalışma da, diğerlerinin değil de kendi profiline bakmanın egoyu yükseltebileceği ipucunu verdi. Newyork’taki Cornell Üniversitesi araştırmacıları 63 öğrenciyi farklı gruplara ayırdılar. Bazıları bilgisayarın karşısına yerleştirilmiş bir aynayla otururken, bir başka grup kendi Facebook profillerinin önünde oturtuldu.
Facebook kişisel farkındalık artıran diğer aktivitelere kıyasla öz-saygıyı daha olumlu etkiledi. Araştırmacılar Aynalar ve fotoğrafların kendimizi sosyal standartlarla kıyaslatırken, Facebook’un ise imajımızı kontrol edebilmemiz sebebiyle, kendi profilimize bakmanın öz-saygımızı artırabileceğini açıkladılar. 2013’te yapılan bir çalışmada araştırmacılar 79 katılımcıya 14 gün boyunca günde beş kere mesaj atarak o anda nasıl hissettiklerini ve son mesajlaşmadan beri ne kadar Facebook kullandıklarını sordu. İnsanlar ne kadar fazla zaman geçiriyorlarsa, sonrasında o kadar kötü hissetti ve zamanla hayatlarından tatmin düzeyleri de o oranda düştü.
Fakat başka bir araştırma da bazı insanlar için sosyal medyanın mutluluk artırıcı olduğunu buldu. Pazarlama konusunda çalışan araştırmacılar Jonah Berger ve Eva Buechel duygusal olarak dengesiz insanların duygularını yayınlama ihtimallerinin arttığını, bunun da destek almalarına ve olumsuz deneyimlerden sonra iyileşmelerine yardımcı olduğunu buldu.
Hepsi bir araya geldiğinde, geçen sene Hollandalı araştırmacıların yazdığı bir makaleye göre sosyal medyanın mutluluk ve iyilik hali üzerindeki etkileri hala muğlak. Yine de, bir grup insan üzerindeki etkileri hakkında daha kesin kanıtlar var. Bu grup sosyal olarak yalıtılmış insanlar ve sosyal medya bu grubun mutluluk ve iyilik durumunu daha olumsuz etkilemekte. Eğer Instagram’a bakmak için telefonunu çıkarmış bir arkadaşınızla konuşmayı denedinizse, sosyal medyanın ilişkilerimiz üzerindeki etkisini sorgulamış olabilirsiniz.
Sadece telefonun varlığı bir iletişimimizi bozabiliyor, özellikle anlamlı bir şeylerden konuşuyorsak. Social and Personal Relationships isimli bilimsel dergiye yazan araştırmacılar 34 çift birbirine yabancı insana, yakında başlarına gelmiş ilginç bir olay hakkında 10 dakikalık konuşma görevi verdi. Her çifte özel odalar verildi, yarısının cep telefonu masanın üzerinde bırakıldı.
Görüş alanında telefon olanlar konuşmayı hatırlarken daha az olumlu anıdan bahsederken, daha az anlamlı konuşmalar gerçekleştirdiler ve masanın üzerinde bir dizüstü


bilgisayar olan diğer gruba göre kendilerini eşlerine daha az yakın hissettiler.
Romantik ilişkiler de sosyal medyaya dayanamadı. Canada Guelph Üniversitesinden araştırmacılar 17-24 yaş aralığında 300 kişiyle Facebook’tayken kıskançlık hissedip hissetmediklerine dair bir anket yaptı. ‘Eşiniz karşı cinsten tanımadığınız bir kullanıcıyı eklediğinde kıskanma ihtimaliniz nedir?’ gibi sorular soruldu.
Ankete göre kadınlar Facebook’ta erkeklerden çok zaman geçiriyor ve bunu yaparken önemli bir şekilde daha fazla kıskançlık hissediyor. Araştırmacılar kadınların ‘bu duyguları ve ilişkilerin kalitesi konusunda artmış endişeyi Facebook ortamının yarattığını hissettikleri’ sonucuna vardı. 600 yetişkinle yapılan bir araştırmada kişilerin üçte biri sosyal medyanın olumsuz duygular uyandırdığını –aslında sinirlerini bozduğunu- bunun sebebinin de kıskançlık olduğunu söyledi. Bunu tetikleyen, yaşantılarını diğerleriyle kıyaslamaktı ve en büyük suçlu ise diğer insanların yolculuk fotoğraflarıydı. Kıskançlık hissi ile insanlar kendilerini kıskandıran türde daha fazla içerik paylaşarak bir kıskançlık döngüsü oluşturuyor.
Ancak kıskançlık her zaman yıkıcı bir duygu değil. Bazen daha çok çalışmamıza sebep oluyor. Michigan ve Wisconsin-Milwaukee Üniversitelerinden araştırmacılar 380 öğrenciden, Facebook ve Twitter’da yayınlanmış, lüks alışveriş, yolculuk etme ve nişanlanma gibi “kıskandırıcı” fotoğraf ve metinlere bakmalarını istediler. Ancak araştırmacıların bulduğu kıskanma tipi beklenenden olumlu, “özenme” şeklinde oldu. Araştırmacılara göre özenme bizi daha çok çalışmaya motive ediyor. American Journal of Preventive Medicine bilimsel dergisinde yayınlanan bir araştırma geçen yıl 7 bin 19 ile 32 yaş aralığındaki kişiye anket yaptı. Zamanının çoğunu sosyal medyada geçirenlerin aidiyet duygusundan yoksunluk, diğerleriyle bağlantıya geçememe ve ilişkileri yürütme zorluğu gibi sosyal yalıtım problemleri olan insanlardan olma olasılığı iki kat fazla çıktı.
Sosyal medyada aşırı zaman geçirme, yüz yüze iletişimin yerine geçmeye başlarken, insanları dışlanmış hissettirebiliyor.
‘Akranlarının hayatlarının idealize edilmiş görsellerine maruz kalmak kıskançlık duygularıyla birlikte dışlanma ve sosyal yalıtım algısını artıran, diğerlerinin daha mutlu ve başarılı hayatları olduğuna dair çarpık inançları doğuruyor.’ Pek çok alanca sağlam sonuçlara gidebilmek için yeterince bilgimiz olmadığı açık. Ancak, kanıtlar tek yönde: sosyal medya insanları mevcut


yaşam hikayesi ve kişilik özelliklerine göre farklı etkiliyor.
Yemek, kumar oynamak ve modern çağın pek çok diğer çeldiricisi gibi aşırı kullanım bazı bireyler için tavsiye edilmiyor. Fakat aynı zamanda, sosyal medyanın evrensel çapta kötü olduğunu söylemek yanlış olur, çünkü hayatımıza sayısız fayda sağladığı da net.

http://www.gagori.com

#facebook #twitter #instagram #youtube #pinterest #wordpress #tumblr #kehanetler #sylviabrowne #lindsayharrison #benimgagorikithaflarım

bu yazıyı mutlaka okuyun(tamamiyle alıntıdır) tarihe not düşmek için paylaşıyorum” üzerine 4 yorum

  1. Galiba böyle bir uyaran bekliyordum. Yazıyı okuduktan sonra Instagram ve Twitter hesaplarımı kapattım. Uzun zamandır harcadığım vakit ve pişmanlık yüzünden sinirlerim bozuluyordu. Bakalım kedi fotoğrafı paylaşmamaya ne kadar dayanacağım? :))
    Makale için teşekkürler, sevgiler.

    Liked by 1 kişi

    1. cok sevindim darisi benim basima😃. egoistligimi ne kadar dizginleyebilecegim acaba. bence ne kadar basit yasam o kadar guzel hayat. cok cok cok sevindim adiniza

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s