Keyfimin Kahyası Dik Yamaçta Sürünürken

“Yüzü güzel dağ armudu! Bakarsın için açılır, yersin ağzın burulur.”
Rahmetli Babannem derdi. Kimlere derdi acaba. Bunun üzerine bir yazı kaleme almak istedim aslında. Ama olmadı. Sonra biraz düşündüm bu bir küfürmü yoksa özür mü diye, sonra düşündüğüme düşündüm. Lafı aldım cebime koyamadım, bankaya koyamadım, yanıma aldım dururmu diye durduramadım, öyle gezdiriyorum şimdilik, gitim ta nerelere…

Sonra parmaklarım ağzımda buldum kendimi yine, Tırnağının kenarındaki kaba etini sürekli ısırmasan belki iyileşecek… Ama duramıyo’sun. Kanatana kadar zorlatıyorsun. Zırvalıklarını nerene yerleştireceğini düşünüyorsun, oda yok oda, dolu işte heryer, ebeveyn duşluğuna kitlede, sende kurtul bende… Yoksa düşündükçe kemiriyo’sun, koparıyo’sun, çıkıyor tekrar kemiriyo’sun. Kanatmadan iyileşemeyecek bir yaranın kabuğunda avunuyorsun.

… Kendini ayrıcalıklı sanıp bi bok zannederken, pahabiçilmez bir kar tanesi olmadığını öğreni’osun… Sanmaya mahkumsun. Korkaksın… Tembelsin… Yattığın yerden gelecek ilhama tabisin…

Zan…Zan bu… ve zannederim kendini İvo Andriç felan mı sanıyorsun acaba. Öyle yaymakla olmuyor işte. Yazabilirmisin bir Drina Köprüsü ve yaşatabilirmisin üzerinde dönemsel milletleri. Yine ile mütemadiyen arasındaki ilişkinin tekrarlamak olduğunu utanmadan sıkılmadan belle şimdi.

Dış gündüz araç içi mezarlık kenarı, sunroofta iki sinek iş görürken 07.10.2018; 1984 doğumlu birinin ölümü bana şunu hatırlattı. Üzme/Üzülme…değmez… (Üzmeden sonra üzülmeyi 10 sn arayla oku, yalnız öyle bi anlam ifade ediyor. ) Hayat çok kısa…ve bi tümorlük isin var…Baş ağrısı…Hayatın ta kendisi bu kaotik yapı.

Ha! Üzmezsen üzülmezsen de neye yarar, nefes al nefes ver! Ne yani mutlulukmu sarsın 4-1yanı. Bırakalım lütfen şu polyannacılığı. Ruhu üflenmemiş bir balçık, sade deneni
yapan, yandaşıyla aynı dili kullanan, tek renk düşünen…cesetten ne farkın varki o zaman? Ama illa bir taraf olacaksın belli, durduramıyorsun kendini; Oncu buncu olmak hoşuna gidiyor serseri. Sırf kafiye olsun diye serseri dedim. İnsani bir içgüdü, bu gruplaşma arzusu… Küresel toplumun komün cemaatlerinde hû çekiyorsun ya!. Oralıymış gibi secdeyide öpüyorsun huzurdan ayrılırken ha! Senin değişik tarafın neki kuzum? diğerlerinden seni ayıran. Ayağına geçirdiğin iki renkli çorap mı marjinal yaptı seni? Hattori Hanzo‘ nun pahabiçilmez keskinliğinde bir ölüm makinesi mi ürettin? Ta oralara gitme hadi; minicik bir Arı‘ nın kustuğunu nasılda bayıla bayıla yedin hatırla. Silikliğini…Bir hiç olduğun gerçeğini…yararsızlığını…hatırla, yok olup gidincede şu hayatta hatırlanılacak ne bıraktın dersin. Bak şu arabamın sunroofunda, birbirini düdükleyen sineklerde dünyaya çocuk getiriyor ve çocukları havadaki sayısız bakteriyi paraziti, mikropu temizliyor. Şişe değil, işe yarıyor…

İç gece boktan insanların toplaştığı boktan türk kahvesi olan küçük bir boktan kafe 08.10.2018; Bazı insanlara bakıp yaşamamaları gerektiğine cürret ettiğim olmuştur. Hesap açıp hesap kapattığım kendimce. Tanrı rolü oynamaya çalıştığım. Sonra oturup Mülk Suresini dinlediğimokuduğum
utandığımkahrolduğum…Bazen gemileri yakmak istediğim olmuştur evet. Ancak korkaklığımdan özür dilerim, öyle düşünmek istememiştim falanlar filanlar… İçimki; acır lan benim içim aslında en derinden de, bir tek yaratıcı nota çıkartamaz bu tıngırdattığımın tenekesinden, altosundan.

Sakın, sakın deyip ertelediğim düşlerim gibi; Sibel Alaş’ın şarkısındaki düşümde, düşünüp düşümden ayrı kaldığım gibi; Çalarken içime; bakma şu pibtiğimin dizekine, ezgiyi düşünerek çal, dümbeleterek çalma dediğim gibi; sağ işaret parmağım yerine, sağ serçemin boğumunu patlattığımın yanlışı gibi… Hep tamamlanmamış müsvettelere yazık oldu dediğimin sancılarını biriktirip biriktirip ülsere çevirmesi gibi… Buruşturup bir kenara at, turşu kurup keskin koy sirkemi…Az limon tuzu ekle…Ilık su ile doldur…13 gün demle sonra 2 güne bir tepikle bidonu, kıtır kıtır ye… Turşu olmak ne güzel şu hayatta.

Yetenek timsali g*tlerinize geçirdiğiniz daracık kotların aslında likralı kumaş olduğunu öğrendiğimden beri, Flanş denilen parçanın motor aksamı dışında ev dekorasyonu amacıyla kullanıldığını duyduğumdan beri cahilliğim paçalarımdan akıyor. Ikınsan ne fayda… Kurt yemiş bağırsakların sürekli CO2 üretiyor. İçine etmekle etmemek arasında kalırya insan. Hani hijyen, koku problemi, zaman yok, mekan bela, kız var. Öyle böyle değil benimkisi… tam bir tiksinti. Chaos gözünden alıntı yapıcam; “bir taşağın içinde iki yumurta gibiyiz, öylece birbirimize bakıyoruz.” kimle? benliğimle. Yeni bişey yok. Sadece çok biliyorum, o’da yanıldığıma yetmiyor işte.

Sivilceli yeni ergenler gibi oraya buraya atarlanırken, yetişemezken, olduramazken bir el çıkacak gökyüzünden, Nokia introsu gibi vesselam sümme haşa ve kavuşturacak bizi, söküp alacak beni bu süresi belirli kısırlaştırılmış boyuttan.

Zan bu… Zan. Hiç fiilini oluşturup kafa pibmicem. Yıllarca Michalengo’nun Adem’in yaratılışı tablosunda kalmış bir hayal kırıklığı benimkisi. Sanat galerisi işlettiğimden değil tüm o pipolu pisliklerin tablolarımı ucuza kapatması onuruma dokundu. Mesele parada değil aslında bu kadar sanat yeter mi? bu ucubeye bu kadar para ödenir mi? gibi sorular bıla bıla bıla.

İçindeki kor, yandığının doğru olduğunu gösterirken, seyirci sadece alkışlamakla meşgul, intro sanıyor, fragman belliyor… her gece reflüyle yatıp, güneş doğmayan bir güne aynı reflüyle uyanmak, boğazıma tıktığım ekmek içlerini lansor kutusu kıvamında yutmak. Karbonatın iyi geldiğini rennie çiğnetme tabletlerinin prospektüsündeki etken madde başlığında göremezsin, dermatolojik olarak test edilmiş bir A vitamini yüklü şampuan kafandaki yaraları yok ederde, aynı A vitaminini havuçtan alamazsın be dostum.

Üniversitenin en tohumlu etken maddelerini ararken, torbacılar affediliyormuş haberi geldi. Ne güzel! Bir tutam zehir için köşe bucak bayır rampa gezilmeyecek. Dökmediklerini döktüm diye, döktüğümün döktükleri bana yargıç olacaksa onlara Râb adaletinde tel tel ayrılacakları güne dek beklemelerini tavsiye ederim… Bi konu anlatıcam sabırla bekle dimi… Spesifik olarak; melâmet hırkasını kendimin giymesi, benim doldurup benim içmem; günahın sadece benim olması… Sonuç olarak; hiçlik gerçekte nedir, nasıl giyilir, niçin içilir? Cevaba ulaştıracağı yere Soru kalıbı oluşturması hoşuma gitmedi… Neyse asıl geleceğim konu; Kenevir… Bence yetiştiriciliğini desteklemeliyiz. Bu konu tamamen dumansal değil, Addicted kelime anlamını bilmediğimdende değil, çenemin artistik gevşeyen Amerikan aksanına iyi geldiğinden hiç değil… Ayık tutup kafa yapıyor…kafası çok iyi… bu kafa başka kafa…olurmu hiç 4 kulak dönde arkana bak! buraya bak buraya; ne olduğunu söyleyeyim. Sade kafa yapmaz bu zıkkım. Hemen ön yargılarınızla set çekmeyin önüme, bak sayıyımda gör; 1 dönümde 25 dönümlük oksijen sağlar; 8 kez kağıda dönüşebilir; 4 ay gibi kısa bir sürede yetişir; radyasyonu temizler; çok az suya ihtiyaç duyar; ilk kot kenevirden yapılmıştır; 250 hastalığın ilacı olarak kullanılır; Protein değeri çok yüksektir; üretimi soyadan bile daha ucuzdur; çelikten 10kat daha dayanıklıdır; Birleşik Devletlerin kenevir yetiştiriciliğine neden kota koyduğuna şimdi ayıktın mı? Yaa daha neler sayarımda sonunda hep kafası iyi derler. Demesede derler.

Evet… Küfürsüz yaşamayı bende çok isterim tabi, ancak küfürün ruhun gıdası olduğuna inananlardanım! Sigarayı bırakırımda, küfürü sanmam. Bak yine Zan. Sana çok yakışan bi’renk sö’le deseler vallaha küfür rengi derim. Ha küfürde değilimde küfrü severim. Küfür yakışan adamı da severim. Yakışmayanıda sevmem döverim. Cesaret verir, gaza getirir, cilde iyi gelir, stresten arındırır. Tam bir motivasyon aracıdır. Birikmişleri boşaltır. Bir kız demişti; kullanıma müsait atraksiyon içeren “Ne bakı’on lan! Ağzına oturduğumun çocuğu” duydukça gülüp, güldükçe söykediğim, yalnız bu bir küfür değil olsa olsa ahenkli bir argo olabilir. Arka mahle conversation’ının en saf hali olabilir. Küfür… direk ortaya cumbullop. Küfür ruhta başlar ve sonra dünyayı dolaşır derler. İçindekini ortaya yalansız riyasız koyan. Koyan derken bile imkansızlığı bildiren. Bilmem bişeyini ikindi vakti güneş batmaya yakın şu sekilde şu kadar saat dakika saniye şunla birlikte şu aparatla bişey yapıyımlar felan. Çok fena. Ama deli motive eder, her insanda olması gereken hırsı ortaya çıkartır. Sonunu düşünmeden topa vurur, içindeki nefretle notalara basarsın, dile döktüğün hali eyleme geçirilmemiş en saf, zararsız halidir aslında.

http://www.gagori.com

#cesaret #kenevir #ölüm #küfür #addicted #motivasyon #sontakla #nokia #hattorihanzo #yalnızlar #tarıkbuğra #ivoandriç #drinaköprüsü #benimgagorikpsikopatolojim

Keyfimin Kahyası Dik Yamaçta Sürünürken” üzerine 10 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s